Gitsen de Olur, Gitmesen de: Brüksel, Belçika

Avrupa Birliğinin başkenti, 3 federal bölgenin yönetim merkezi, küçücük şehir, sevgili Brüksel… Hani nasıl anlatsam, ama tam olarak başlıktaki gibi işte: gitsen de olur, gitmesen de hiçbir şey olmaz.

Drug Opera, ünlü bir restoran.

Brüksel Hakkında Kısa Bilgiler,


1. Para Birimleri: AB’nin kalbi olduğundan tabii, euro kullanıyorlar.
2. Söylemem lazım mı artık bilmiyorum ama Schengen bölgesine dahildir, vize lazım yani.
3. Türkiye’den 2 saat geridedir.
4. Hava Durumu: Biz Mart ayında gittik, baya mont bere atkı kullanarak yürüdük. Zaten sürekli yağmurluydu. Bu zamanlarda gidecekseniz eğer evet soğuk.
5. Resmi Dil: Belçika’nın resmi bir dili var mı, inanın bilmiyorum. Bazı bölgeler yoğun Fransızca konuşuyor, bazıları Almanca. Ama herkes İngilizce anlıyor.
6. İstanbul’dan direkt uçuş birçok hava yolundan bulabilirsiniz. Biz Pegasus ile 3,5 saatte gittik.

Konaklama Hakkında,

Biz bir tanıdık evinde kaldığımız için konaklama hakkında öneride bulunamıyorum ama Grand Place ve Brüksel tren garı çevresi konaklama için biçilmiş kaftan olabilir. Zaten çok küçük bir yer olduğu için her yere yürüme mesafesinde.

Bu mimariye bayılıyorum.

Havalimanından Şehir Merkezine Ulaşım Hakkında,

Canımız Pegasus’umuz dağın başına indiği için ilk etapta insan bir endişeye kapılıyor fakat çok da sorun edilecek bir mesele değil. Charleroi Airport şehrin yaklaşık 60 km dışında yer alıyor. Havalimanından çıktıktan sonra sarı/kırmızı şeritli shuttle otobüsler göreceksiniz.

Bunlara binerek yaklaşık 1 saatte şehrin ana tren istasyonuna ulaşıyorsunuz. Zaten tren istasyonundan dilediğiniz bölgeye trenle ya da otobüsle ulaşabilirsiniz.

Bilet ücreti; 10 eur. Biletinizi makinelerden sadece kredi kartınızla alabiliyorsunuz.

Brüksel Gezilecek Yerler,

Fotoğraflarda filtre yok arkadaşlar, hava hep puslu olduğundan hepsi gri tonlarda çıkmış 🙂

Grand Place: Şehrin en turistik noktası burası. İlk bakışta “ee bunların hepsi aynı bina” diyebilirsiniz. Kendinize biraz zaman verin. Kralın evi, belediye binası, bazı hükümet yönetim merkezleri vs hep burada. Gündüz güzel de, akşam ışıklı falan biraz daha hoş geldi bana.


Galeries Royales Saint Hubbert – Fotoğraf alıntıdır.

Galeri Royal: Brüksel’e beraber gittiğim arkadaşıma göre 2013’lü yıllarda pasaj daha çok lüks markaya ev sahipliği yapıyormuş. Şimdilerde yerel markalarda da var içinde. Ama her şeyi bulabileceğiniz bir pasaj tabi. Hediyelik eşyadan tutun, restoranlara kadar her şey var.

Mont de Arts

Mont de Arts: Kraliyet Sarayı ile Grand Place arasında kalan bu bölge kralın emri ile botanik olarak düzenlenmiş. İlk başta bu bahçeler bir fuar için yapılmış ama sonrasında halkın ilgisi ve turistik olarak da önemli bir hale gelince öyle kalmış. Düşünün şu alana bile turist geliyor ama bizim muhteşem doğamıza turist damlası düşmüyor 🙁

Place Royal

Place Royal: Kraliyet Sarayı ve bir sürü müzenin olduğu bir bölge olarak biliniyor. Efendim kral ve ailesi tabi şu an burada yaşamıyormuş ama müzakereler ve bir takım ağır toplar burada ağırlanıyormuş. Buz gibi bir mimari vallahi.


Fotoğraftaki ilgili arkadaşın doğum günü münasebetiyle gittik Brüksel’e 🤪🎂

Cathedral des Sts-Michel-et-Gudule: Fotoğrafta arkamızda kalan katedralin ismi çok havalı değil mi? Katedral yaklaşık 300 senede tamamlanmış. Brüksel’de mimari bir bütün yok ama burası, Gotik mimarinin en güzel yansımalarından. Giriş beleşşşş 🙂


Manneken Pis Heykelciği

Manneken Pis: Brüksel’in simgesi olan bu heykeli gitmeden önce gözünüzde eminim büyüteceksiniz. Ben de büyütmüştüm. Aman ha bu tuzağa düşmeyin. Baya mahalle arasında, hatta wafflecıların arasına sıkıştırıvermişler zavallıyı. Ben böyle diyorum ama bu minicik heykel bile yılda 18 milyon turist alıyormuş!!

Başka da diyeceğim bir şey yok vallahi. O kadar işte, işemesine bakıp dönüyorsunuz. Tabi Asyalı turistler çılgıncasına fotoğraf peşinde.


Belgium Waffle ♥

Nam nam nammm… Waffle demişken ve hazır Manneken’in oralardayken heykeli sağınızda bırakın ve soldaki ince uzun dükkandan hemen bir waffle yeyin! Zaten dünyaya nam salmışlar, ben ne desem boş. Tatlı delisi biri olarak bana bir tane yetmedi desem yeridir. Fiyatı 4 eur ile 6 eur arasında değişiyor. Tek sorun ayakta yemek galiba. Mekanlarda genellikle oturulacak yer bulunmuyor.

Delirium Bar: Yeme içmeden girmişken konuya bira ile devam edelim. Dünyanın en iyi biralarını Brüksel’de içebilirsiniz biliyorsunuz. Ülkenin en popüler mekanlarından en birincisi de Delirium. Burası bir sokak ve zaten sokak boydan boya Delirium Village olarak geçiyor. Taksim Fıccın gibi düşünün asdfg. İçeride yaklaşık 500 çeşit bira bulunuyormuş. Hepsini denemeye can dayanmaz tabii ama farklı farklı biraları denemek isterseniz de 5’li, 6’lı olarak alabiliyorsunuz. (Tadımlık tabii)

Delirium popülerliğinin yanı sıra Guiness Rekorlar Kitabına da girmiş 500 çeşit ile. Muhakkak uğrayın. Biralar 3,5 eur ile boyutuna göre 10 eur arasında değişmekte.

Vişneli Bira. Hayatıma içtiğim en ama en lezzetli bira!
Sırf bundan içmek için Brüksel’e tekrar gidilir.

Bir de tabii midye ve patates ritüelleri var burada. Herkesin elinde patates görmeniz olası. Abartmıyorum patatesler çok leziz. Yani biz neredeyse 2 gün boyunca patates yiyerek yaşadık diyebilirim.

Midyeyi ise biranın yanında mekanlarda götürebilirsiniz. En az Alsancak&Kordon gibi popüler!

Vakitsizlikten bizim göremediğimiz 2 yer daha var: Cinquantenaire ve Atomium. Eğer sizin vaktiniz varsa bu 2 ikonik yeri de görerek Brüksel’i noktalandırabilirsiniz. Sonrasında ise diğer AB şehirlerine geçmek çok kolay!

Şöyle dönüp baktığımda, Brüksel’e herhalde bir daha gitmem. Bana hiç sıcak gelmedi. Tabii bunda otobüs istasyonunda hırsızlığa uğramış olmamın etkisi de olabilir.😰 Maalesef evsiz insan çok olduğu için böyle kötülükler olabiliyor, dikkatli olmak da fayda var. Ben 10 sn içinde çaldırdım bavulumu.

Brüksel notlarım böyleydi, umarım sıkılmamışsınızdır. Okuduğunuz için çok teşekkürler.

Yine gelin,

Zeynep🌻

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir