Sizi Başımıza Nerden Yolladılar! – Floransa & Bologna

Ah benim canım vatanım merhaba! Bu güzel vatan toprağının güzide okuyucusu sana da merhaba! Sizi ne kadar özledim bilemezsiniz 😔 Biz yine yerimizde duramadık bir yerlere gidelim dedik. Nasıl büyük bir hataya düştüğümüzü uçağa binmeden yarım saat önce farkettim. Ama artık her şey için çok geçti. Bu çukura düşmüştük bir kere. 1 kumarbaz, 1 laz, 1 Sivas’lı, 1 aşırı sakin bir de ultra haklı insan (bu tabiki benim) olarak çıktığımız bu yolculukta başımıza gelenleri, daha doğrusu gelmeyenleri okumak için giriş yapabilirsiniz efendim. ENTER 👇🏻

Azap 1 – Uçak Yolculuğu

Buraya Şükrü’nün resmini koydum çünkü, bu resme bakarak rahatlıyorum. Yazı biterken anlayacaksınız.

Normal insanlar gibi hepimiz mobil check-in yaparak havalimanına ulaştık. Uçuşumuz 12:10’da idi. Bizim laz Özlem’in saat 11:35’de kontuara gelmesiyle birlikte check-in işlemlerinin kapandığını öğrendik. Dolayısıyla Özlem’e bilet kesemeyeceklerini belirttiler. Aksi gibi mobil biniş kartı da cep telefonunda görünmüyordu. Sevgili Pegasus Airlines yetkililerine durumu özet geçmemize rağmen bize asla yardımcı olmadılar sağolsunlar. Ve böylece Özlem gelemedi! Özlem’le bir daha asla görüşmeyecekmişçesine ağlayıp zırlayarak vedalaştık, zira 10 dk daha geciksek biz de gidemicektik.

Tüm bunlar olurken Bilal ve Alican’ın hiçbir şey olmamışçasına aheste hareket etmelerine ise hiç girmiyorum. Özlem’den paraları alıp uçağa doğru gittik. Ee madem gelemiyo o zaman euro’ları versin, yok öyle beleş veda.

Neyse efendim, bir gittik uçak hazretleri zahmet edip daha gelmemiş bile. Hemen Özlem’i arayıp bir şekilde halletmesini söyledik ki, o da o sırada supervizör ile bu durumu halletmiş. Fast track denen giydirmeli programa da 30 kağıt bayılarak yanımıza uçuverdi. Böylece hep birlikte havalandık!

 

Azap 2 -Bologna’ya İniş ve Araba Kiralama

Bilal, bir ara uçakta gazete satmaya başladı inanır mısınız? Ee euro 5 tl olunca bir sonraki seyahat için çok para lazım..

Normalde gitmeden önce aracımızı kiralamıştık. Çünkü nihai hedefimiz direkt Floransa’ya geçmekti. Bologna’ya iner inmez araç kiralama şirketine gittik. Evraklarımızı verip, aracı almak için beklerken bilin bakalım noldu? Kart bakiyesi depozito için yetersiz çıktı 🙄 700 euro depozito isterseniz tabi yetersiz çıkar, ayıptır ya! Bu durumda yapabileceğimiz tek şey Alican’ı değerlendirmekti tabii ki. Kendisi Orta Doğu ve Balkanların 1 numaralı kumarbazı olduğu için konuyu şıp diye çözüverdi. Böylece aracı alıp yola çıktık. Yes! 🤙

 

Azap 3 – Floransa’ya Varış ve Konaklama

Gözünüzün görebildiği her yerde bunlardan var.

 

Floransa’ya geldiğimizde hava gerçekten bizi mükemmel karşıladı. Neredeyse Arno nehri taşıp içinde boğulacaktık öyle bir yağmur. Tabi biz İstanbul’dan gittiğimiz için cillop gibiyiz. Canım İstanbul’um pamuk gibiydi giderken. Gelelim zurnanın zırt dediği yere. İtalya’ya gitmeden önce öğrenmeniz gereken tek şey yemekleri değil, park cezaları arkadaşlar! Sarı, mavi, beyaz ne renkte ararsan o renkte park alanı mevcut.

Size buradan güzel bir tavsiyede bulunayım. Tavsiye: Floransa’ya gitmeyin asdfg. Şaka tabii. Mavi Park alanları sabah 8:30 ile akşam 18:30 arasında ücretsiz. Sarı park alanları devlete ait. Parasını öder park edersiniz. (25-30 euro arası) Yerine göre ücreti değişiyor. Beyaz park alanları ise, toplu konutlarda oturanlara ait. Oraya asla park edemezsiniz. Zaten her arabanın camında da “Rezidante” yazısını görebilirsiniz. Buralarda yer bulmanız neredeyse imkansız olduğu için dilerseniz özel otoparklara da bırakabilirsiniz. Onlar da turist gördüler mi geçirmeden duramadıkları için 30-40 euro’ya varan faiş fiyatlar ödeme olasılığınız yüksek dikkatli olunuz.

Peki biz aracımızı nereye bıraktık? Gezdik dolaştık, hiçbir yer bulamadık. Tam bir Türk gibi gittik Arno nehrinin kenarına bıraktık. Tabii bunu yaklaşık olarak 40 dk park yeri aradıktan sonra yaptık. Bir süre sonra insanın canına tak ediyor inanın. Bulduğun yere park ediveriyorsun.

Floransa Konaklama: Konaklama olarak Academy Florence’ı tercih ettik. Konumu ne kadar merkeziydi anlatamam.

Kapıdan çıkıyorsun Dome’un içindesin öyle söyleyeyim. Fiyat olarak ise 1 gecesine 5 kişi 120 euro verdik. Kahvaltı dahildi. Kahvaltı dediysek mısır gevreği kahve falan işte..

FLORANSA GEZİLECEK YERLER:


Duomo Katedrali: Santa Maria Del Fiore olarak da bilinen Duomo 1296-1436 yılları arasında inşa edilmiş. İnşasına Rönesans döneminde başlanmış en sonunda ünlü kubbesi ile beraber tamamlanmış. Zaten baktığınızda başka başka sanatçıların elinin değdiğini rahatlıkla görebilirsiniz. Baya görkemli bir yapı.

 

 

Ponte Vecchio: Yani türkçesi Floransa manzaralı köprü bence. Zaten bu İtalyanlar abidik kubidik uzun isimler koymaya bayılıyor eserlere. Ama adamlara da hak veriyorum, maşallah açık hava müzesi gibi oldukları için kısa isim bulmak pek mantıklı olmuyor.

 

En ünlü çıplak adam: Michelangelo'nun Davud heykeli

Davut Heykeli: Şehirde bundan birkaç yerde var. Orijinali nerede gerçekten bilmiyorum ama İtalyanların çıplak Davut görmeyi sevdiği kesin.
Galleria Degli Uffizi: Dünyanın en eski sanat müzelerinden birisiymiş burası. Ve yeryüzündeki en önemli tablolar burada sergileniyormuş. U şeklinde hoş bir görünümü var. Fotoğraf canavarları için oldukça uygun.

Santa Croce Bazilikası: En çok beğendiğim görsellik olarak muazzam duran bir yapı. Biz oradayken tam önünde christmas pazar da kuruluydu. Kalabalık olunca daha güzel görünüyordu bence. Listenize alın kesin.

 

Aziz Giovanni Vaftizhanesi: Sol taraf arkadaşlar.
Floransa’yı gezmek için günler harcamak gerekmiyor yani. Zaten sokaklar sürekli bir meydana çıkardığı için çok rahat geziyorsunuz. Yemek yemek için öyle süper mekanlar öneremem ama mutlaka denemeniz gereken bir dondurmacı var. İsmi; Galateria Della Passera. Linki buraya bırakıyorum. Harika dondurmaları var. Çok şirin minicik bir dükkan. İçerideki dondurmaların tamamı gerçek meyvelerden yapılıyormuş. Topu 1 euro. Mutlaka deneyin!

Azap 4 – Floransa’dan Ayrılış – Bologna’ya Geçiş

Biz ne b*k yicez duruşu.

Floransa’dan Bologna’ya geçerken başımıza neler geleceğinden bir haberdik tabii. Alican’ın sürücü koltuğunda oturduğu aracımızla Bologna’ya doğru yola çıktık, yaklaşık 1 saat şarkı türkü ilerledikten sonra hiç geçmemiz gereken turnikeden geçerek 80 euro’luk cezayı bir güzel hakettik. Şükrü’yü de Alican’ın yanına kopilot koyduk ama maşallah bize laf yetiştirmekten yola bakamadı.

Bologna’ya gidene kadar ne yaparız, nasıl öderiz bu borcu diye kendimizi yedik. Sonra Bologna sınırında adamlar halimizden anladı 8 euro ödeyerek kurtulduk. Park belası yakamızı burada da bırakmadı tabi. Tam 45 dk park yeri bulucaz diye döndük dolaştık. Zaten Bologna yarım saatte geziliyor. Bu nedenle biz kısa çaplı bir Bologna turu atmış olduk.

Biz de yolda yürürken denk geldik bu kiliseye. Adını bilmiyorum ama güzeldi. Bol mum kokulu, 70 + nüfusun bulunduğu sadece 5 dk durabileceğiniz 1 kilise.

Neyse efendim, avare gibi araba içinde gezerken sonunda mahallenin birinde mavi park yeri bulup, koca aracı oraya park ettik. Park ettiğimiz yeri görseniz, oraya ancak bir Türk park edebilirdi zaten. 2 aracın tam ortası. Önden de – arkadan da kurtarma payı asla yok, 2 araç şöforu da ancak bize çarparak yerinden çıkabilir. Öyle bir park.

Aracı bırakıp otele gittik. Ama şans bu ya, kayıt kısmında bize İtalyanın konuşmayı en seven kadını denk geldi! Bu konu hakkında bir şey söylemek istemiyorum, videoyu izleyin. Thanks.

Otele kayıt mı yaptırıyoruz kadının hayat hikayesini mi dinledik belli değil 🤦‍♀️Alt tarafı, nerede güzel makarna yeriz diye sorduk.

Bu faciayı da atlattıktan sonra önerdiği yere makarna yemeye gidelim dedik. Yola çktık, Bilal dedi ki; bir arabaya bakalım yaşıyor mu? Allah razı olsun içine doğmuş. Bir de gidersin, arabanın başında 3 polis var, ceza yazıyor. Artık ben ağlamayı geçtim, Özlem’in çantada her daim bulunan pasiflora’yı dikine içtim. Ne desek anlamıyorlar, turistik diyoruz. Yok. Öğrenciyiz diyoruz. Yok. Allah’ın belaları o an bitti İtalya ben de. Neyse güç bela anlaştık, bir otopark önerdiler bize oraya gidip bıraktık aracı. 15 euro cukka.

Daha sonra kadının önerdiği makarnacıya gittik ama rezervasyonumuz olmadığı için yiyemedik. Hemen karşısında başka bir yere oturduk, garson hafif Türkçe de biliyordu oh mis. 4 tabak makarna, 1 koca pizza, patates olduğundan şüphelendiğim bir tabak patates kızartması ve suya 62 euro ödedik. İyi bence.

Hava o kadar soğuktu ki, nefes alıyorsun bırakırken hava donuyor. Zaten yaşanılanlar bizi yorduğundan daha fazla direnmek istemedik ve Bologna’da görülmesi gereken 2 yerden 1. olan Maggiore Meydanı’na gittik.

 

Towers Of Bologna: Soldaki kule Pisa kulesinden daha yamuk. Ama nedense Pisa kadar nam salamamış.

 

Maggiore Square: Bir meydan bu kadar mı ruhsuz olur gerçekten, insanın kanını emen bir boşluk var bu şehirde.

 

Ertesi sabah da, Bologna’da görülmesi gereken bir diğer yapı olan Bologna Üniversitesi’ne gittik. Fakat kapalı olduğu için içine giremedik. Burayı görmesek olmazdı. Çünkü biz üniversiteye başladığımızda bu sistem Türkiye’ye getirilmişti. Hafızamızda anısı kötü yani. Öyle abartılacak bir şey de yokmuş zaten. Kahve kahve binalar. İçim sıkıldı.
Sanctuary of the Madonna di San Luca: Bakın burası güzel bir yer. Ama sakın kışın yürüyerek çıkmaya çalışmayın. Gerçekten yüz felci geçiriyor insan. Eğer vaktiniz olursa gitmenizi öneririm.

Bologna’yı da tamamladıktan sonra uçağımıza binmek üzere havalimanına geldik. Aracı aldığımız yere park etmek için otoparka 2 kere girmemiz gerekti. Açıklama yapmıcam, giremedik işte. Biletlerimizi kestirip son kalan paralarımızı da kuruvasan alarak tükettik. Neden almayalım, acıkmıştık çünkü?

Kapı numaramız 19’du. Yaklaşık 40 dk rötar yediğimizi öğrendikten sonra bizi bir gevşeme aldı. Özlem’in analog makinasının kalan pozları tavan ve zemin detayları çekilerek harcandı mesela. Bilal benim doğum günümü hatırlamadığı için uzunca bir kavgaya tutuşuldu vs derken bir baktıksaat 14:30 olmuş. Yok artık bu kadar da rötar yememişizdir diye düşünerek Özlem uçağın durumuna bakmaya gitti. Veeeee, bilin bakalım ne oldu?


      UÇAĞI KAÇIRDIK!

 

Şaka değil. Baya saçmalarken uçağı kaçırdık. Meğersem kapı numaramız değişmiş. Ve kapılar kapandığı için bizi almadılar. 5 yetişkin bunu nasıl başardınız diye sormayın sakın. Asıl çile burdan sonra başlıyor.. Okumaya mecaliniz kaldı mı bilmiyorum ama, bilet bakmak zorundaydık ve Pegasus’u aradığımızda Bologna’dan İstanbul’a en yakın uçuşun Salı günü olduğunu öğrendik. Fakat günlerden Pazar’dı ve gerçekten artık İtalya sınırlarında 1 gün daha kalamazdık. O nefret boyutuna bunları yaşamadan erişmeniz mümkün değil.

Sağlıklı kalabilmek adına biraz daha Pasiflora içip biletlere bakmaya başladık. En yakın uçuş saat 18.00’de Roma’dan görünüyordu. Roma’ya gidelim o zaman dedik. Araba kiralarsak 5 saatlik Roma’ya 2 saatte gidebileceğimizi düşündük o an! Koştur allah koştur, yasaklı kapıların hepsinden geçtik veeeee polisler laaapp diye bizi buldular 🙂 Pasaport kontrol vs derken, araç kirasının da 125 euro olmasıyla bizim bütün umutlar çöktü. Önümüzde 2 seçenek vardı ya 1500 tl verip THY ile aynı gün uçacaktık, ya da Milano’ya geçip Pazartesi günkü uçağa binecektik. 1500 TL veremeyeceğimize göre Milano’ya geçmek mantıklı geldi.

Oysa 1 gün öncesinde her şey ne güzeldi.. 😪

Hemen tren fiyatlarına baktık. İnternette saat 17:00 trenini 17 euro’ya bulduk. Tren istasyonuna gidip bileti bir an önce almak istiyorduk ama istasyonla havalimanı arası yürüyerek 45 dk görünüyordu 🙂 Paralar suyunu çektiği için tam anlamıyla çöküş dönemindeydik arkadaşlar. Şükrü’nün cebindeki son parayı da taksiciye verdik ve Bologna Tren İstasyonu’na geldik.

Milan’a ilk tren 15 dk sonra falan gidiyordu. Tabii biz onu da kaçırdık. 5 kişi birden ambole olunca böyle oluyor işte. Bir sonraki tren saat 17.02’de görünüyordu. Kaçak mı binsek biletle mi binsek kavgası verirken cebimizde kalan son parayla da bileti aldık.

Sanki bütün Bologna o gün Milan’a geçiyormuşçasına bir kalabalık, sanki 500 T’ye bindik. Hakkaten saatlerce anlatsam dahi inanmazsınız.

Kontuardaki kadın da uçağı kaçırınca 5 kere isminizi söyledim fakat gelmediniz diyor. Zaten kan beynimize sıçramış. Allah’ın aşkına domuz kadın, ŞÜKRÜ MASMAS ismini nasıl duymamış olabiliriz????????!!!!

Tren yolculuğumuz başladı başlamasına ama bilin bakalım ne oldu? 40 dk sonra tren bozuldu. Parma isimli istasyonda bekleme yaptık. Kafayı çevirip dışarıya baktığımda şoka girdim. Yerde 1 metre kar! Bu demek oluyordu ki, Milan’da da kar var. Hemen Google’a girip hava durumuna bakıcaktım ki, bilin bakalım bu sefer ne oldu? Allahın belası Vodafone Dünya genelinde internet sıkıntısı yaşattı. Tam 2 saat internet gelmedi.

Bu sırada bizim aklımıza Milan’a gittiğimizde nerede kalacağımız hakkında hiçbir fikrimizin olmadığı geldi. Harbiden nerede kalacaktık? Yerdeki 1 metre karı görünce zaten aklım yerinden çıktığı için sağlıklı düşünemeyerek sosyal medyadan Milan’da kalacak yer aramaya karar verdim. Bir yer bulamazsak ya havalimanında ya da kilise de kalıcaktık çünkü :))))

 

milano night snow ile ilgili görsel sonucu
Milano’dan kar manzaraları..

Neyse ki, sesimizi Mehmet isimli bir arkadaş duydu. Kendisi ve kuzeni birkaç sene önce Türkiye’den İtalya’ya iltica etmişler. İşte aradığımız güven 😀 Neyse allah razı olsun, o karda kışta bize evini açtılar. Kaçak çay ikram ettiler. Hatta Bilal tarhana bile içti! Her ne kadar Cudi kampında konaklamışçasına hisler uyandırsa da interpol devreye girmeden İstanbul’a dönmeyi başardık. Buradan kendisine yine teşekkür ediyoruz 🙂

Böylece planlarımız dahilinde olmasa da Milano’ya da ayak basmış olduk.

Sanıyorum bir daha uzun süre İtalya’ya yolumuz düşmez. Zaten düşsün de istemeyiz. Yazının resmini neden böyle yaptığımı anlamışsınızdır heralde. Koşuşturma anında analog makinayla öylesine çekilmiş bir poz. Ama o an kim yılın fotoğrafı olacağını bilebilirdi ki?

 

  • Bu arada, harikulade analog fotoğraflar için de Özlem hanımcığıma çokça teşekkür ederiz.

 

Çokça Saygılar, Sevgiler. 👋🏻

Bir Cevap Yazın